Kategorilerim
13 11 2013

Çıplak Gerçek (NÜ) Üzerine Düşünceler

  Muhtemelen 25 yıl önce İngilizce, Fransızca dillerinde yayınlanan fotoğraf dergilerinde çıplak modellerle yapılan çekimleri görmüş ve bende Nü çalışmaya heveslenmiştim.  Doğaldır ki bulunduğumuz  coğrafyanın koşullarında uzun bir süre kursağımda kalmıştı. Çevremdeki kimseyi ikna edemiyordum. “İyi fikir ama utanırım!” diyen mi,  “ Sana nasıl güveneceğim!” diyen mi,  “Sen beni ne sanıyorsun!” diyen mi… Kısacası ağzımın payını vermişlerdi. Vermişlerdi de kafayı takmıştım bir kere. İFSAK’taki duyuru panosuna Nü çalışmak için model aradığımı belirten bir yazı asıp “acaba arayan olacak mı” diye beklemeye başladım. Arkadaşlarım “ sen daha çok beklersin” dediler. Ne gam! Bir boğa burcu olarak inat da sabır da var bende. Bir yandan da kendi kendime “sabır tamam da nereye kadar” diye düşünüyorum.  Kaç hafta sonra anımsamıyorum, beklenen başvuru geldi. Güzel genç bir sanat sever… Ancak bir koşulu vardı iç çamaşırlarını çıkarmadan kabul edermiş.   Ben biçare hiç yoktan iyidir, bir yerden başlamak gerek deyip kabul ettim. Meğer asıl sorun bundan sonra başlıyormuş. Bu fotoğraf çalışması nerede yapılacak? Benim evim olmaz, onun evi olmaz…  Kız vazgeçecek diye panikle uygun bir yer ararken imdadıma İstanbul’da çalışan Fransız arkadaşım Françoise yetişti. Cihangir’de oturduğu dairenin anahtarını verip tatile çıkacağını istediğim gibi kullanabileceğimi söyledi.  Bendeki sevinci göreceksiniz. Çekim öncesi ışık koşullarını, nereye oturacak, nereye uzanacak, nasıl poz verdireceğim gibi ayrıntıları ajandama yazdım. Derken beklenen gün geldi.  Biraz sohbet, çay, kahve… Aklım sıra... Devamı

09 10 2013

Bana Portreni Göster Sana Kim Olmadığını Söyleyeyim!

  Vesikalık sendromunu bilirsiniz. Hani neredeyse kimse kendi portresini beğenmez ya… Çok duymuşumdur “Hiç bana benzememiş. Nasıl fotoğrafçı bu! Güzel çekmemiş.”  İyi de sizin yerinize dublörünüz poz vermedi ki… Sizdiniz, fotoğraf çektirmek isteyip ışıkların karşısına geçen. Fotoğrafçı da gördüğünü çekti sonunda. İşte sorun da burada başlıyor. Görüneni çekmek, iyi de belki de siz göründüğünüz gibi değilsiniz. Portrelerimizdeki ifadelerimiz de duygularımıza benzer. Nasıl bir ruh haliyle fotoğraf çektirmeye karar verdiniz. Zorunluluktan mı? İstediğiniz için mi?  Günlük telaş içinde bulduğunuz boş zamanı değerlendirmek için mi gittiniz fotoğrafçıya? Yoksa kendinizi sadece portre çektirmek için hazırlayıp randevu alıp, keyif duyarak mı geçtiniz fotoğrafçınızın karşısına? Daha önce tanışıyor muydunuz?  Yoksa “Merhaba. Buyurun. Şuraya oturun” şeklinde mi gelişti olaylar? Siz ona, o size bakarken akıllarınızdan ne geçti? Siz “Acaba ne kadar sürer? Geç kalmasam bari” diye düşünürken, fotoğrafçınız da size bakarken belki eşiyle, sevgilisiyle yaptığı tartışmayı düşünüyordu. Eğer böyle ise aslında ikiniz de orada değildiniz. Bedenler tamam da ruh yok.  Tutku yok. Duygu yok. Heves yok. Kısaca güzel, anlamlı bir portre fotoğrafı için gerekli hiçbir şey yok. Dolayısıyla sonuç da yok. Var ama yok.  Sonuçta deklanşöre basınca bir görüntü çıkıyor. Görüntü görünen midir? Görülmek istenen mi?  Acaba neden kimi fotoğraflarımızı daha çok beğeniriz. “Bak burada ne güzel çıkmışım” cümlesin... Devamı

09 10 2013

Bana Portreni Göster Sana Kim Olmadığını Söyleyeyim!

  Vesikalık sendromunu bilirsiniz. Hani neredeyse kimse kendi portresini beğenmez ya… Çok duymuşumdur “Hiç bana benzememiş. Nasıl fotoğrafçı bu! Güzel çekmemiş.”  İyi de sizin yerinize dublörünüz poz vermedi ki… Sizdiniz, fotoğraf çektirmek isteyip ışıkların karşısına geçen. Fotoğrafçı da gördüğünü çekti sonunda. İşte sorun da burada başlıyor. Görüneni çekmek, iyi de belki de siz göründüğünüz gibi değilsiniz. Portrelerimizdeki ifadelerimiz de duygularımıza benzer. Nasıl bir ruh haliyle fotoğraf çektirmeye karar verdiniz. Zorunluluktan mı? İstediğiniz için mi?  Günlük telaş içinde bulduğunuz boş zamanı değerlendirmek için mi gittiniz fotoğrafçıya? Yoksa kendinizi sadece portre çektirmek için hazırlayıp randevu alıp, keyif duyarak mı geçtiniz fotoğrafçınızın karşısına? Daha önce tanışıyor muydunuz?  Yoksa “Merhaba. Buyurun. Şuraya oturun” şeklinde mi gelişti olaylar? Siz ona, o size bakarken akıllarınızdan ne geçti? Siz “Acaba ne kadar sürer? Geç kalmasam bari” diye düşünürken, fotoğrafçınız da size bakarken belki eşiyle, sevgilisiyle yaptığı tartışmayı düşünüyordu. Eğer böyle ise aslında ikiniz de orada değildiniz. Bedenler tamam da ruh yok.  Tutku yok. Duygu yok. Heves yok. Kısaca güzel, anlamlı bir portre fotoğrafı için gerekli hiçbir şey yok. Dolayısıyla sonuç da yok. Var ama yok.  Sonuçta deklanşöre basınca bir görüntü çıkıyor. Görüntü görünen midir? Görülmek istenen mi?  Acaba neden kimi fotoğraflarımızı daha çok beğeniriz. “Bak burada ne güzel çıkmışım” cümlesin... Devamı

01 10 2013

SUDAKİ İZLER

  Her canlı bir şekilde var olduğunu kanıtlamak için bir iz bırakmak ister. Özellikle biz insanlar karakterlerimiz, becerilerimiz, merakımız, keşiflerimiz ile daha akılcı, yararlı izler bırakmak isteriz. İlk insanlar yaşadıkları çevreyi, ilişkilerini, korkularını, sevinçlerini mağara resimleri ile anlatmaya başlamadılar mı? Onların yaşadıklarının yansımaları olan bu izlerin ortaya çıkarılması ile insanlık tarihinin gelişimi de anlaşılmaya başlandı. Arkeologlar kılı kırk yaran çalışmaları ile eski yerleşimleri, yapıları, mezarları gün yüzüne çıkarmasalardı üzerinde yaşadığımız toprakların hangi medeniyetlere ev sahipliği yapmış olduğunu nasıl öğrenebilirdik ki… Geçmişi bilmeden gelecek kurulamaz. Sanata da izler, yansımalar sanatçıların çok sık ele aldıkları konulardandır. Yaşarlar, bakarlar, etkilenirler ve yansımalarını kendilerine yaşadığı, hissettirdiği gibi eserlerine taşırlar. Eser bittikten sonrada nedeni, niçini sorulmaz. Öyle algılamıştır. Hep anımsarım zengin bir Fransız kadın Picasso’ya kendisi için bir balık resmi yapmasını istemiş. Picasso tabloyu hazırlamış ve müşterisine bittiğini haber vermiş. Hanımefendi büyük bir heyecanla atölyeye gidip tabloya bakmış ve şaşkın şaşkın “ Ama” demiş “ bu hiç balığa benzemiyor.” Bu kez şaşırma sırası üstada gelmiş ve kadına bakarak “Madam” demiş “Zaten o balık değil. Resim.” Fotoğrafta da her gördüğümüzü çekmeyiz. Ne yansıtmak istiyorsak, milyonlarca imgeden onu seçeriz ve fotoğraflarız.  İster belge, ister yaratıcı (creative), ister kurgulanmış olsun fotoğraf aslında hayata bakışımızın, entellektüel birikimimizin, duygularımızın, hayallerimizin, hayal kırıklıklarımızın, belki de söyleyemediklerimizin, somutlaşıp, elle tutulur, g... Devamı